Japonya, Toplumsal Kodlar ve Girişimcilik

Yaklaşık onbir aydır Japonya’dayım. Deyim yerindeyse pılımı pırtımı toplayıp 2016 Mart’ı başında geldim buraya, öyle bir zamanlama oldu ki sanırsın Türkiye’deki gürültü patırtıdan kaçtım, oysa tamamen ailevi nedenlerle daha önceden planlanmış olarak geldim Japonya’ya üstelik kariyerimin çok daha üst noktalara evrileceği bir dönemde.

 

Herneyse, ülkenin zor zamanlarında yurtdışında olmak biraz suçlu hissettiriyor sanırım, açıklama yapma gereği duyuyor insan.

 

Japonya’nın kuzey adası Hokkaido ‘nun başkenti Sapporo’ya yerleştim, ama her ay mutlaka çeşitli organizasyonlara katılmak için Tokyo’ya gidiyorum. Bugüne kadar gittiğim organizasyonların hemen hepsi teknoloji ve startup girişimlerle ilgili oldu.

 

Yıllar önce Toyota Türkiye ‘de çalışırken Nagoya ‘daki merkeze birkaç yıl için gidip dönmüş olan arkadaşlarımdan biri ile Japonya hakkında konuşurken, bir süre işyeri yurdunda kaldığından ve binanın çok eski olduğundan, böceklerin falan ortalıkta dolandığından, Japonya dediğiniz zaman aklınıza gelen imajdan çok farklı bir durumla karşılaştığından bahsettiğinde ona inanmamıştım.

 

Hadi canım sende, abartıyorsun dediğimi dün gibi hatırlıyorum, çünkü ben de Japonya ‘ya daha önce kısa süreli ziyaretler yapmıştım ve hiç de öyle bir Japonya ile karşılaşmamıştım.

 

Ancak burada yaşamaya başlayınca şunu farkettim ki fonksiyonel olarak işini gören her türlü bina, makina, ekipman ve fasilite sonuna kadar kullanılıyor dolayısıyla 1970 ‘lerde 80’lerde yapılmış birçok şeyi hala günlük hayatta faal halde görebilirsiniz. Genellikle iyi bakılmış olmalarına rağmen eski olduklarını, öyle harika teknolojilerle donanmamış olduklarını farkedersiniz.

 

Gelelim konumuza, Japoya kuşkusuz ki ekonomik olarak çok büyük ve teknolojik olarak da çok ileri bir ülke ancak yeni nesil teknoloji startup’ları ve girişimcilik trendini yakalama anlamında düşündüğümüzde Japonya’nın özellikle Amerika ve Avrupa ‘dan geride kaldığını söylemek çok yanlış olmaz.

 

Buna sebep olarak birçok neden sayılabilir ancak temel iki nedenin ikisi de bana göre kültürel nedenler; birincisi Japonların bireysel davranış ve çıkarlardan ziyade grup davranışlarını ve çıkarlarını gözeten bir toplumsal yapıya sahip olması, ikincisi ise hayatın genel temposunun sakin, ilişki bazlı ve riskten uzak bir yaşantıyı promote ediyor olması diye düşünüyorum.

 

Biraz açmak gerekirse mesela girişimcilik özünde bireysel insiyatif almayı gerektiren, kişisel vizyona dayalı bir eylemdir bu ise büyük çoğunluğun kendinden beklenen rolü oynadığı ve bu davranışın yüceltildiği bir toplumda yapması çok büyük cesaret isteyen bir iş haline gelir.

 

Herkesin kendinden beklenen rolü oynamasının arkasında yatan neden ise herkesin bunu yapması durumunda toplumun elde edeceği toplam faydanın daha büyük olacağı inancıdır.

Bu Japonya ‘da hayatın her alanına sonuna kadar etki etmiş bir davranıştır, mesela; sıra kültürü çok güçlüdür kimseyi kaynak yaparken göremezsiniz, kullandığınız bir kamu alanından ayrılırken orayı aldığınız gibi bırakırsınız, “katazuke” yaparsınız yani derleyip toplarsınız, Japonya ‘da etrafta çok fazla çöp tenekesi göremezsiniz herkes çöpünü sahiplenir, çöplerimi atacak yer bulamadığım için çantamda eve getirdiğim çok olmuştur, şirketler çalışanlarını 3-4 yılda bir mutlaka farklı işlere ve hatta farklı şehir ve ülkelere yollarlar ve genelde buna itiraz edemezsiniz, ailenizi bu sisteme adapte edersiniz, çocuğunuz hasta olsa işinize öncelik vermeniz beklenir bizdeki gibi çocuğumun ateşi çıktı bugün idari izin yazalım lütfen olmaz.

 

Herkes için iyi olanın yapılması herkesi memnun eder, aksi durumlar ise garip karşılanır, yadırganır ve hatta kınanır. İş hayatında da pazarlıkların daha çok win-win (yani kazan – kazan) ‘a dayalı olarak kurulduğu ve uzun vadeli olduğu görülür, kısa vadeli vurgun yapanlar onu sadece bir kez yapabilir bir sonraki sefere farklı bir pazar bulmaları gerekir.

 

Toplumsal beklentiler ile Japonya’nın insanlarına sunduğu imkanlar bir araya gelince, iyi bir üniversiteden yeni mezun bir öğrencinin dünyaca ünlü birçok Japon şirketinden birine girip iyi bir kariyer yapma ve para kazanma imkanını bırakıp, belirsizlik içinde ve büyük vahşi bir kapitalist rekabetin hakim olduğu Japonya pazarında kendi girişimini kurmasını beklemek iyimserlik olur.

 

Girişimcilik ile çok bağdaşmayan bir diğer kültürel davranış kodu da insanların sakin, ilikşi bazlı ve riskten uzak bir yaşantı ile büyümeleri sonucu doğar. Japonya ‘da agresif insanlarla karşılaşmak mümkündür ancak agresifliklerini kontrol etmek konusunda uzman olmaları gerekir zira toplumun büyük kısmı agresif değildir. Kibarlık, sakinlik, olgunluk , saygılı olmak yüceltilir.

 

Bizim ülkemizde hepimiz benim işim acil ruh halindeyizdir, sürekli bir koşuşturma, hadi ama çabuk çabuk durumu vardır, Japonya ‘da ise bunun tam tersi, herşey planlanır zamanında yapılır, aceleye getirecek birşey kalmaz.

 

Japonların iş yaparken diğer japonları tercih etmelerinin en önemli nedenlerinden biri yukarıda bahsettiğim tüm konularda aynı şekilde eğitim ve terbiye görmüş olmaları nedeniyle birbirlerine üst düzey bir güven duymaları ve ilişkide tarafların birbirini kollayacağından emin olmalarıdır.

 

Yoksa bunun ırkçılık veya önyargı ile bir alakası yoktur, sorun siz değilsiniz sorun Japonların genellikle çok dürüst, sözünün ve işinin eri olmasıdır bunu alt edebilmek için kendinizi ıspatlamanız gerekir.

 

İlişki kendi başına bir değer önerisidir, yani birini iyi tanıyor olmanız ve aranızda güven ilişkisi olması sunduğunuz ürün veya hizmetten bağımsız olarak bir değer önerisidir. Zaten herkesin sunduğu ürün veya hizmetin en üst düzey kalitede olması beklenir, farkı yaratan karşılıklı güven ve biribirini kollama üzerine kurulu bir ilişkinin olmasıdır.

 

Eğer kendinizi ıspatlayabilirseniz o zaman bir başkasının sizi alt etmesi de çok zordur, uzun vadeli bir iş ilişkisi kurdunuz demektir.

 

Japonya’daki bu sakin yaşam ve ilişki bazlı değer önerisine riski sevmeyen bir toplum yapısı da eklenince bir insanın tek başına ortaya çıkıp ben “salary man” (aylıklı çalışan) olmayacağım şöyle bir iş yapacağım demesi çılgınlıktan başka birşey olmaz. Evet bütün girişimciler bir miktar çılgındır ama Japon girişimcilerde birden fazla tahtanın eksik olduğunu söyleyebilirim.

 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım iki ana nedenin dışında Japonya’nın özellikle teknoloji girişimciliğinde diğer gelişmiş ülkelerden geri kalmasında birçok farklı neden ileri sürülebilir.

 

Ayrıca yazımın yanlış anlaşılmasını engellemek adına bahsettiğim geri kalmışlığın “teknoloji girişimciliği” alanında olduğunu yani Japonya ‘nın Silicon Vadisi’ne benzer bir hikaye yaratamamış olması ile ilgili olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.

 

Yoksa Japonya ekonomisindeki uzun süren durgunluğa rağmen yüksek teknolojiler üreten, hatta “Galapagos Effect” diye adlandırılan bir fenomen nedeniyle bu yüksek teknolojilerin maalesef genellikle Japonya içinde hapsolduğu bir ülke konumundadır, yani birçok Japon teknolojisini buraya gelmeden göremezsiniz.

 

Zaten teknoloji girişimciliği konusunda da özellikle Tokyo ‘dan başlayan yeni bir akımın etkili olduğunu ve girişimleri ve yeni teknolojik atılımları teşvik eden kamu ve özel sektör hamlelerinin çok yoğun bir şekilde geldiğini gözlemliyorum.

 

Hatta üniversite mezunları arasında girişimciliğin bir kariyer olarak düşünülmesine katkı yapmak için girişimciliğin birinci elden Başbakan Shinzo Abe tarafından da yüceltildiği, toplum için önemli olduğu vurgusunun sürekli yapıldığı yeni bir döneme girildiğini görüyorum.

 

Yani toplumsal kodlar yeniden şekilleniyor, ortaya çıkan başarı hikayelerinin bu kodların daha hızlı değişmesine katkı yapacağı kesin.

 

Sanırım en azından orta vadede Japonya ‘dan büyük girişimcilik ve teknoloji hikayeleri yazıldığını duyuyor olacağız.